Asker, işçi, kadın. Kaderi ölmek olan neferlerdir. Ara sıra zayi olacaklar ki bir amca arkalarından iki rekat kılıp boy göstersin, kader diye ahkam kessin.

etraftan, günlük, hayat, tweets altında, 20 Mayıs 2010 Perşembe, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

"Utanmasan bile bile lades diyorlar diyeceksin. Keyfimizden ya da başka işleri beğenmediğimizden yerin 2 kilometre altına giriyor değiliz"

Pazar günü buluşalım mı?

etkinlikler, etraftan, günlük, hayat, kendin gör, tweets altında, 15 Nisan 2010 Perşembe, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

af_2009_gala_11_02_2009_-1133-1024x682

18 Nisan Pazar 17:00 Taksim Meydanı’ ndan Emek Sineması’ na kadar Protesto Yürüyüşü -
Toplanma yeri: Taksim Meydanı tramvay durağı.

Platform çalışıyor: www.emeksinemasi.org

Bu arada Emek için bizler de başka bir gelecek hayal etmeye başlasak da faydalı olur sanki.

yazının devamı »

Su İçin Koş / Run For Water

etraftan, hayat altında, 13 Nisan 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

Temiz bir su kaynagina erismek icin dunya genelinde ortalama bir insanin en az 6 km kat etmesi gerekiyor.

Temiz su kaynaklari ve su tuketimine dikkat cekmeyi amaclayan “Su icin kos/run for water” platformu 18 Nisan’da koşuya çıkıyor.

18 Nisan Pazar 9.30 Kuruçeşme Parkı.

http://www.joinliveearth.org/page/event/detail/4jjkt
yazının devamı »

Güzel Belgeseller Bunlar

etraftan, günlük, tweets altında, 05 Nisan 2010 Pazartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

İstanbul Modern’de ayın ikinci yarısında Danimarkalı 6 uzun metraj belgeselin gösterimi olacak, programın detaylarlarına buradan ulaşmak mümkün. İçlerinden özellikle ikisi Tophane’ye inin ve beni mutlaka görün diyor. İkisinin merkezinde de insanların izleyicili icracılı masif kalabalıklar oluşturdukları farklı birer etkinlik var. Kişiye gündelik hayatının sıradanlığından bir süreliğine sıyrılma imkânı sunan, kültürlerin paylaştığı coşkulu ayin biçimleri bunlar. Spor ve Müzik. İki film de konusunu işlerken bir yandan da “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” deyişini izlercesine Danimarkalılık haletiruhiyesine ışık tutuyor.

danishdynamiteBahsi geçen filmler, Danish Dynamite ile Roskilde. İlkinin Danimarkalılığa yaklaşımı futbol üzerinden. Kendilerini iflah olmaz iyimserler olarak gören, mütevazılığı ve gamsızlığı “İnsan bazen kazanır, bazen kaybeder bizim düsturumuzdur” boyutlarında yaşayan bir toplumda futbolla ilişkilerini 1978’e kadar kadrolu amatörler olarak sürdüren Danimarka milli takımı karşımızda. Danimarka’da bira, peynir, beykın ve pornodan başka şeylerin de olduğunu dünyaya ispatladıkları seksenli ve doksanlı yıllardaki bol inişli çıkışlı serüvenleri keyifle izleniyor. Danimarkalıların dinamitini ateşledikten sonra Türkiye milli takımının direksiyonuna geçen ve dönemin savsak Türk futbolcusu profilini altyapıya ağırlık vererek değiştiren Piontek şöyle diyor filmde: “Danimarkalı disiplin lafından haz etmez. Kimse bize patronluk taslayamaz. Zaten pek parlak da sayılmayız der. İşte bunu değiştirmeliydim.”

roskilde1İkincisinin konusu Kierkegaard’ın şehri Kopenhag’ın banliyösü bin yıllık bir Viking kasabasında 1971’den beri düzenlenen bir müzik festivali. Festival direktörünün tanımıyla “Bir sürü iyi şey uzunca bir listede bir araya toplanıyor ve 100 saatlik bir flaşta başarıyla kaynaştırılıyor.” Ortada patlayan 100 saatlik bir flaş olduğundan, ellerinde bu belgeseli çıkaracak malzeme oluştuğuna karar verene dek çekimler için sekiz festivali takip etmiş yönetmen ekibiyle. Festivalin kendine has iki özelliği var. Alınan her bilet dünya çapında hayır işlerine aktarılıyor ve uzmanlık gerektiren alanlar hariç festival çalışanları gönüllü. Sayıları 20.000’i buluyor. yazının devamı »

Kutlama amaçlı destek programı: Açık radyo varsa biz de varız demektir.

etraftan, günlük altında, 26 Mart 2010 Cuma, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

inaugural-crowdBu blog’un bir yerlerinde ‘çoğalıyoruz’ dediydim de, sevgili bir okurumuzdan ‘rüyanda!’ kıvamında bir yorum geldiydi. Bir yandan hak da veriyorum ona, tekel işçileri ‘ölüyoruz’ diye pankartlar taşırken, nasıl bir çoğalmadan bahsedebiliyordum ki gerçekten de?

Ama Açık Radyo’nun destek programı devam ediyor, biliyorsunuzdur. Radyo’da tatlı, paniksiz, ne yaptığını bilen, radyosundan emin bir muhabbet, arkada telefonlar devamlı çalıyor. Radyo’luların birlikte program yaptıkları konuklar, dinleyiciler hep ‘hadi bize destek verin’ diyorlar. Bize.

1995′ten bu yana sabah radyoyu açtığınızda birileri size gerçekten bilmeniz gereken şeylerden söz ediyor. Alternatif bir örgütlenme biçiminin sesini veriyor. Mümkün olan başka biz’lerin sinyalini veriyor.

yazının devamı »

Gandhi’den Yedi Günah

etraftan, günlük, tweets altında, 25 Mart 2010 Perşembe, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın
İsmet e-postama göndermiş, bugün okuduğum ilk yazı oldu. İyi de
geldi! Hindistan'da Gandhi'nin mezarını ziyarete giden RTE'ye de
armağan etmişler Mahatma'nın bu nasihatini. 
Muhteremin üstüne cuk diye oturan bu zarif kesim yıllarca önce
onun şahsı için biçilmiş değil elbette. Kolay yolperestlik
diye özetleyebileceğimiz çok köklü ve yaygın, kestirmeci zihniyete
dikkat çekiyor:

yazının devamı »

Story of Bottled Water/ Şişe Suyunun Hikayesi

etraftan, günlük, tweets altında, 22 Mart 2010 Pazartesi, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

Annie Leonard Story of Stuff / Şeylerin Hikayesi serisinin üçüncü bölümünde kendimizden utandırmaya devam ediyor.

http://www.storyofstuff.com/

Özrü kabahatinden ya da direnmenin önemi

etraftan, günlük, tweets altında, 22 Mart 2010 Pazartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 3 Yorum

"700 trilyonun üzerinde bir meblağ harcanmıştı. Bitirilmesi gerekiyordu."

Karadeniz  Sahil  Yolu  yanlıştı  -  Milliyet.com.tr.
.

25 Mart 2010 Edit

Zeynep’in sorularının tetiklediği küçük internet araştırmasının sonuçları:

yazının devamı »

Mıntıkalar ötesi haller her yerde: orton’s take

!f², etraftan, günlük altında, 15 Mart 2010 Pazartesi, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

transterritories125 Şubat 2010 San Francisco 17:30 GMT -8
10. Uluslararası İstanbul Bienali küratörü Hou Hanru San Francisco Art Institute’da Geography of Transterritories (Mıntıkalar Ötesi Coğrafya) sergisini açtı. Dışlanıp içlenmeye veya içlenip dışlanmaya çalışılırken bir taraftan da egemenin kontrolü dışına kalabilen fiziki coğrafyaların yeni sosyal ve ekonomik üretim modelleri için “ütopik” mekanlar olarak sunabileceği olanakları araştır(dığını tahmin ettiğim!) sergi, küreselleşmenin, “küresel kapitalizm”den bağımsız olarak “çokluk” için ne ifade ediyor olabileceğinin potansiyelinin araştırılması için iyi bir olanak gibi duruyor (ama gerçek anlamda “uzaktan” oyle duruyor). Sergi sadece “mekanında” görülebiliyor ne yazık ki… “Mıntıkalar Ötesi Coğrafya” mıntıkasına sıkışmış!

Ama olsun, birileri Esperanto gibi farklı coğrafyalardaki insanların anlaşması için yollar denemiş olsa da, dünyanın her yerinde başka bir dil üzerinden halihazırda anlaşabilen insanların var olduğunu bilmek (bilenler, görebilenler için) başka olanakların mümkünlüğüne işaret ediyor. “C” ve diğer programlama dillerini kullanarak dünyanın çeşitli yerlerindeki özgür/açık kaynak hacker’ları birbirleri ile anlaşabiliyor, üstelik anlaşmakla da kalmıyor GNU/Linux işletim sistemi gibi ürünler geliştirebiliyor.

lawrence-lessig125 Şubat 2010 !Massachusetts! !18:00! GMT -5
Creative Commons’un kurucusu Lawrence Lessig Open Video Alliance‘ın organizasyonu ile Harvard Law School in Cambridge, Massachusetts’de dijital çağda copyright üzerine bir konuşma yaptı. İnternetten yayınlanan konuşma dünyanın çeşitli yerlerinde 40′a yakın !merkez!de de gerçekleştirilen açık organizasyonlar ile de canlı olarak izlendi ve dünyanın her yerinden izleyiciler soru-cevaba katıldı. Konuşma internet üzerinden özgür/açık kaynaklı Ogg Theora video olarak yayınlandı. Mpeg-4 gibi patentler tarafından korunan ve yakın gelecekte lisans ücretine tabi olabilecek video codec’ler yerine özgür/açık kaynaklı video codec’i Ogg Theora’nın internette açık video’nun geleceği için önemini vurgulayan Open Video Alliance gibi daha birçok oluşumun “özgür kültür” için yaptığı çalışmalar, dijital çağda bağımsız sinemanın geleceği için de çok önemli. Tıpkı C dili üzerinden iletişim kurabilen bir “çokluk” örneği gibi bu da şu an çok görünür olmayabilir ama gördüğümüzde çok geç olacak.

yazının devamı »

Kadın Yönetmenleri Seviyoruz

etraftan, hayat, tweets altında, 04 Mart 2010 Perşembe, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

Pera Müzesi Film departmanının Mart programı İspanya’dan yaratıcı, farklı, kadın bakış açıları üzerine güncel üç film ve bir kısalar seçkisi içeriyor.

LO MEJOR DE MI,  Roser Aguilar, 2007, 86′
EL SECRETO DE EDUCAR, Sonia Tercero, 2008, 60′
NADAR, Carla Subirana, 2008, 94’

Facebook | Kadın Yönetmenler / Women Directors.

Süleyman ve Emrah’la 1000 Volt gücünde…

etraftan, günlük, mutfak dedikodusu altında, 23 Şubat 2010 Salı, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

1000voltekip1Birkaç sene öncesine kadar gösterim kopyalarını toplamak ve gösterime hazırlamak o kadar baş belası bir iş değildi. 35mm, Betacam SP ya da DigiBeta gönderirlerdi. Kontrol eder, cihazların ayarlarını yapar gösterirdik. Sinemada dijital teknolojilerin nispeten ulaşılabilir olması ile sinema üretiminin demokratikleşmesinden bahsedibilir ama işler biraz uğraştırıcı olmaya başladı ve HD’nin yaygınlaşmasıyla film formatları çorbaya döndü. Artık 35mm kopyalar dışında neredeyse bütün sinemacılar filmlerini birbirinden farklı formatlarda göndermekte ısrarcı! “Ben data gönderebilirim”, “Ben Bluray gönderebilirim”, “Ben HDCAM gönderebilirim, ama 23.976PsF”…

Gösterim kalitesi için HD filmleri HDCAM, diğer dijital filmleri DigiBeta gösteriyoruz. Ama HD projektörler her zaman DigiBeta dostu olmayabiliyor! Filmler sadece farklı materyallerle geliyor olsa yine iyi, formatları da farklı… Biri gerçek 16:9, biri anamorphic, biri 4:3 letterbox, biri 4:3, biri lower filed, biri upper filed, biri progressive, bir stereo, biri 5.1, biri Dolby, biri h.264 biri uncompressed.

İşte bu durumda festivalin en çok güvenmesi gereken, farklı formatlarda gelen filmlerin gösterim formatlarımız olan HDCAM ve Digibeta’ya “aktarılması”nı yapan kişiler, yani festivalin çalıştığı yazının devamı »

fatih özgüven’in kaleminden bir moral bozukluğu hikayesi…

etraftan, filmler, günlük altında, 17 Şubat 2010 Çarşamba, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

311!f’de merak ettiğim filmler arasında olan ‘Moral Bozukluğu ve 31’in her şeyden önce adını seviyordum (biraz, ayıptır söylemesi, Kierkegaard’ın ‘Korku ve Titreme’sini hatırlattığı için) fakat şu konu özetine de doğrusu güvenemiyordum: ‘Ege ile Kerem bol bol mastürbasyon yaparak mutlu bir hayat yaşamaktadırlar. Bir gün Eros çıkagelir ve iki genç adama bir hafta içinde bir kadınla beraber olmazlarsa penislerini keseceğini söyler. E. ve K. acilen sevişebilmek için amansız bir mücadele içine girerler.’

devamı için buraya tıklayın…

Festivalimizin sıkı kontrbasçısı Onur

etraftan, hayat, mutfak dedikodusu altında, 14 Şubat 2010 Pazar, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

m_eec85a1fffce47538b50b915fdb15b8a

Pardon titiz finançısı Onur meğersem gün boyu Excel tablolarında sergilediği binbir türlü hünerin yanında Yüz Derece‘nin basçısıymış.  Masasının yanında duran kocaman hardcase de benim sandığımın aksine festivalin kasası değil demek oluyor bu. Mavra‘yı izletti. Kral bi mavra, ben kardeşlerimizi beğendim.

1 nehir al, üzerini boruyla kapla, su senin olsun

etkinlikler, etraftan, filmler, hayat altında, 12 Şubat 2010 Cuma, Pelin Turgut tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

orduvosvos02oo3Emrah’ın ‘distopya dediginin dışı gelecek, içi george bush’ listesine ek.

Plan şöyle: dağlardan akan sular dev borularla kaplanıyor, oradan fabrikalara, pet şişelere ve kimbilir nerelere veriliyor. Su sahipli hale geliyor. Kisvesi ise gülünç miktarlarda enerji üreten hidro elektrik santralleri. Şu anda Doğu Karadeniz’de mesela her nehir üzerinde 10-20 tane HES planlandı ve ruhsatlar verildi.  Toplamında 1.600 kusur, bir kaçı açıldı bile.

Suyu bitirmek demek kuşları, ağaçları, böcekleri bitirmek demek. Bütün bir ekosistem gitti demek. Durumu bana anlatan Karadeniz’de çok zaman geçiren yönetmen Rüya Köksal oldu. Ciddi bir direnişten de bahsetti, Karadeniz’in farklı yerlerinde insanlar uyanmış durumda. İptal davaları açılıyor. Rüya’nın son filmi Ordu’da Bir Argonot Pazar ve Pazartesi !f’te. Kendisi ve Karadeniz’in önemli aktivistlerinden Enis Ayar’ın katılımıyla.  (Enis abi üst tarafta gördüğünüz vosvos şenliklerinin babası) Gelin hadi, sohbet edelim.

Festivalcinin Hitchcock Rehberi: Double Take’e Devam..

etraftan, filmler, günlük altında, 09 Şubat 2010 Salı, mustafa uzuner tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

hitch11. Hersey Borges’in “25 Agustos 1983” adli hikayesiyle basliyor o halde. Bu gec donem Borges labirentinden yola cikan Ingiliz yazar Tom Mccarthy “Negative Reel” (aslinda hikayenin ismi filmin !f’teki Turkce ismine daha mi uygun sanki?)  adli oykuyu kaleme aliyor; bir anlamda Borges’in bu oykusunu Alfred Hitchcock’un Topaz’i  cekme hikayesiyle ve filmlerinde gorunme saplantisiyla carpistiriyor ve boylelikle Looking for Alfred adli yerlestirme/kitap/kisa filmin ana izlegi, ve Double Take’in anlati katmanlarindan birisi ortaya cikiyor.

2. Looking for Alfred galeriden cikip Double Take‘e donustugunde, yapmaya basladigi analizlerin uygunlugu tutarliligi bir yere kadar izleyiciyesine kalmis ama bence Grimonprez’in butun bu tasaridaki en iyi bulusu,  Hitchcock ve benzeri hikayesinden (ve bu hikayenin akademik bulanikligindan) dallanip budaklanan diger semptomlari  hayli ilginc (“medya arkeolojisi” denilebilecek) bir noktadan sarmaliyor olusu. Looking for Alfred’in buyuk bir bolumunu isgal eden bu ikizlesme/otekilesme mevzusu (ya da dupediz Macguffin olma hali!) Double Take’de sadece edebi ve estetize bir ozellik olmaktan cikip, televizyon ve sinemayi, Sovyetler Birligi ve Amerika’yi (Pelin’in de gayet yerinde bulguladigi gibi bu aynalama bizdeki gundelik politik yasantiya kadar uzanabiliyor), bunlarin gosterilsindeki medyanin manipulatif etkilerini gosteren bir cesit deneme-film haline burunerek, medya ve “gosteri” elestirisi literaturune cok fazla akademiklesmeden (ama akademik literaturu iyi okuyarak, ya da okudugunu “sanarak”) cok ikna edici bir sekilde eklemleniyor.  Hitchcock’un televizyondaki  performansiyla (baska bir aynalama temasi!), medyanin gelecek yillarda edinecegi rol arasindaki ve sonra bu baglantinin Hitchcock’un Kuslar’iyla (kuslarin evi isgal etmesiyle, televizyonun evlere girmeye baslamasina deginiyor Grimonprez) cagrisimlarinda savlanan ongoruler hayli ilginc, daha da gelistirilmeye, d/ikizlenmeye musaitler gibi.

yazının devamı »

New York Times Red Riding’i Yazıyor “Erkekler ve Terör”

etraftan, filmler altında, 08 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

New York Times, bu sene progr1974amımızda yer alan Red Riding Trilogy serisinden 1974  ile ilgili bir makale yayınladı. Manohla Dargis imzasını taşıyan yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Keyifle okuyunuz.

TEKEL Ne İş?

etraftan, günlük, hayat altında, 02 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 7 Yorum
.
Konuk blog yazarı Koray Çalışkan işçilerin direnişini anlatıyor.
100121-tekel-ambulanswidec
Ankara’da yüzlerce işçi direnişte. Ne oluyor, ne bitiyor her kafadan bir ses çıkıyor. Başbakan’a göre çalışmadan para alan avantacı işçiler bir de üzerine eylem yapıyor. “Beni iktidara işçiler getirmedi” diyor. Aslında sorun basit, her 4 gençten biri işsiz, hem 6 kadından biri işsiz. İş olmadığı için değil, bazılarında akıl fikir olmadığı için. Anlatayım…
TEKEL tütün işlemek için çok önemli. Türkiye tütünü Fransız şarabı gibi bir şey. Oryantal tütün diyor buna bütün dünya. Mesela bakkaldan kısa kemıl alın, %10’u Oryantal tütündür. Sigaranın tuzudur, biberidir. (4 ay önce sigarayi bırakmış birine bu yazıyı yazdıranda kabahat, canım çekti çoktan). Yani onsuz olmaz. Biz ne yapıyoruz, resmen tütün ekimini yasaklıyoruz, iyice azaltıyoruz. Zaten daralan iş alanını bir de özelleştirmelerle yok ediyoruz. Hadi özelleştirdin o hatayı yaptın, bari tütün işleme sistemi olmayan birine sat, bari emekçi işsiz kalmasın değil mi? Yok, inadına bir de kendi sistemi olana satıyor ki TEKEL işçisi işsiz kalsın.

yazının devamı »

“Director’s Guild of America” ödüllerinde sürpriz son!

etraftan, günlük, hayat altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

James Cameron’ın Avatar’ını gerkathryn_bigelowide bırakarak The Hurt Locker ile en iyi yönetmen kategorisinin galibi olan Kathryn Bigelow bu ödülü kazanan ilk kadın yönetmen oldu. Sevindik.

Diğer ödüller ve galipleri için tıklayınız

sundance’li filmlerimiz…

etraftan, filmler, günlük, hayat altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

sundance08imgsinema dünyasının en leziz festivallerinden biri olan sundance programı her zamanki gibi şahane. programın içine dalıp kaybolmamak mümkün değil. uzaktan uzağa ne var ne yok diye gezinirken bazı !f filmlerini sundance programında gördük sevindik sizle de paylaşalım istedik.
bunlardan ilki daddy longlegs (bizim git biberiye al gel/go get some rosemary gitmiş oralarda daddy longlegs olmuş. safdie biraderler amerikada filmi bu isimle göstermeyi tercih ediyorlar anlaşılan)
diğerleri  ise,
- bu yılın en ilginç filmlerinden biri olan hileli gerçek/double take
- en iyi yabancı film oscar adaylığına koşması beklenen yeraltı peygamberi/a prophet

Reha Erdem SİYAD ödül koleksiyonuna yenilerini ekledi…

etraftan, filmler, günlük altında, 31 Ocak 2010 Pazar, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

SİYAD ödülleri töreni az önchayat-vare sonuçlandı. Bu sene BKM’de gerçekleşen törenin galibi Hayat Var ile Reha Erdem oldu. En iyi film, yönetmen ve kurgu dallarında ödülleri toplayan sevgili Reha Erdem’i tüm !f ekibi olarak tebrik ediyoruz.

İşte benim festivalcim! Yürüyün be koçum be!

etraftan, günlük altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

SLOBODNA ZONA BEOGRADA/ FREE ZONE BELGRADE

NEW PEOPLE, NEW PERCEPTIONS : PUSH THE LIMITS

slobzona

My Dream Team of Honeypies

FREE ZONE is a series of programs based on engaged, modern film production dealing with current social and political issues from around the world. FREE ZONE films offer a completely different world view, far from Hollywood spectacles and mainstream media simplifications.

FREE ZONE has four activity areas:
- FREE ZONE Bg - film festival in November and monthly screenings
- FREE ZONE Sr - tour of selected films from the Festival
- FREE ZONE Jr - program for high school students
- FREE ZONE on TV - ‘Festival TV program’

yazının devamı »

‘alternatif’ tarihin babası Howard Zinn öldü.

etraftan, günlük, hayat altında, 28 Ocak 2010 Perşembe, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

A People’s History of American Empire by Howard Zinn

yazının devamı »

dünyanın başka başka yerlerinde kafalarımızın benzer çalışıyor olması çok hoşuma gidiyor

etraftan, günlük, hayat, tweets altında, 28 Ocak 2010 Perşembe, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 3 Yorum

Göteburg Festivali’nin sitesinde dolaşmaya başladım biraz önce ben de. (Gönül isterdi ki akıllı olayım, yatayım, sabah da erkenden kalktığımda yine akıllı olabileyim; ama işte kapanmak bilmiyor ki üst kattaki kontrol odası bugünlerde…)

Neyse, bu yıl Göteburg’un da ana teması ‘paylaşmak’mış. Son seçimlerde Korsan Parti’sinin (Pirate Party) %7 oy alabilmesinden esinlenmişler.

‘Sahip olmak’ kavramı ile ‘paylaşmak’ kavramının yer değiştirebileceğine dair ne güzel bir umut var gerçekten de orada.

Bir yandan da hemen diplerinden Kopenhag geçti tabii.

yazının devamı »

Göteburg Film Festivali Başlıyor!

etraftan, günlük altında, 27 Ocak 2010 Çarşamba, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

Merakla takip ettiğimiz festivallereveryone-else-2den biri de Göteburg Uluslararası Film Festivali. Onun da başlamasına sadece saatler kaldı.

Festival programına baktığımızda 4 tane !f filmi gördük… Here/Burada, Everyone Else/Herkes Gibi, yarışma filmlerimizden O, Bir Çinli/She, a Chinese ve Antoine.

(Derken Hakan beşincisini buldu bile Samson & Delilah)

Kardeş etkinliğimiz üçüncüsüyle bu yıl da bizleri AFM salonlarında yanlız bırakmayacak

etraftan, tweets altında, 25 Ocak 2010 Pazartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 4 Yorum
recep-ivedik-3

Gemilerde talim var/ Bahriyeli yarim var/ Hanimiş de benim İrecebim/ Sarı da liralar vereceğim

Bilen bilir, apayrı bir güzelliktir festival izleyicisiyle İrecebimin uzatmalıları aylar öncesinden aynı günler için randevulaşırlar.  Sevgililer gününün hemen öncesine denk gelir vuslat. Şubat soğuğuna bana mısın demeden AFM fuayelerinde, merdivenlerinde adeta kenetlenir yek vücut olur ülkenin bu iki büyük kültür etkinliğini kutsarcasına kitleler.