Henüz bir olayı olmadığı için kimse tarafından bilinmeyen ama duyana radikal hardcore bir yapılanma olabileceği hissiyatı veren Geleneksel !f Piknikleri Girişimi [G!PGİR] kendine gelemese de silkindi ve Newroz’u iş yoğunluğu, hava muhalefeti vs yüzünden kaçırdık, bari Hıdırellez’i ıskalamayalım tadında kolları sıvamayı düşünüyor. Çeşitli konseptler etrafında kırk bin tilki dolaştırırken yorulunca, yorulmaya aslında gerek olmadığına karar verdi ve “Ben !fçimi Doğada Tanırım” diye yola çıkıyor şimdilik.
…
Bazı kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bilimum iç ve dış mihraklardan büyük bir katılım patlaması bekleniyormuş. !f resmi blogu olarak bu sayfada konuya geniş yer ayıracak ve en sıcak dedikodulardan ilk önce sizi haberdar edeceğiz elbette.
Sabah inbox’ta Ayvalık’ta yaşayan Tulya Madra’dan email. Ayvalık Santimetre ekibi olarak bu haftasonu !f2: İstanbul’dan Canlı için kurdukları salon ve dağıtacakları kurabiyelerin resimlerini göndermiş.
Yorgunluk uçtu! Odanın iki ucuna değebilecek bir gülümsemeyle oturuyorum. Bu iş oluyor galiba ;)
Bu haftasonu sadece Ayvalık’ta değil Anadolu’da 15 şehirde, yurt dışında da Ramallah, Yerevan ve Tanger’de Istanbul ile birlikte !f izliyoruz, sonra da !f konuşuyoruz.
Sorumuz basit: NasılYeni Biz’ler Hayal Edebiliriz? Coğrafyalarımız değişirken, bize yeni yollar açılabiliyor mu? Bu Pazar akşamüstü 17.00de Elif Şafak, Bahman Ghobadi, DJ Spooky gibi isimlere soruyor olacağız. Konuşmalar canlı olarak yazının devamı »
!f Blog yasayan kutuphanede bir gun gecirdi. Kitaplarla, kutuphanecilerle ve okuyucularla sohbet etti. Kutuphane bu seferlik bitti ama uzulmeyin, anladik ki aslinda hersey yeni basliyor.
Bu sene festivalin en kalabalık etkinliklerinden biri Yaşayan Kütüphane
oldu. Festival merkezi The Hall kapısından dışarı taşan kalabalık içeride
yaşananların habercisi gibiydi. İçerinin enerjisi kendine sığamamış dışarı
taşmış. Ziyaretçiler, gönüllüler, kitaplar(!) herkes konuşuyor, gülüyor,
dolaşıyor… İçeriye giriyorsunuz, kitabınızı seçiyorsunuz, okuyorsunuz ve
son zamanların en ilginç deneyimlerinden birini yaşamış olarak mekandan
ayrılıyorsunuz. Çünkü buradaki kitaplar yaşıyor. Birbirinden farklı
kesimlerden, azınlıklardan ve sosyal gruplardan seçilmiş gönüllüler bu
etkinlikte “kitap”laşıyor ve 30 ile 45 dakikalık bir süre zarfında tüm
sorularınızı olanca samimiyetleriyle yanıtlıyorlar. Yıllardır aynı şehirde
yaşayıp hiç tanışmadığınız insanlardan bilmediğiniz öyküler. Unutmayın
festival kapsamında Yaşayan Kütüphane ile son buluşma 16 Şubat’ta.
Pardon titiz finançısı Onur meğersem gün boyu Excel tablolarında sergilediği binbir türlü hünerin yanında Yüz Derece‘nin basçısıymış. Masasının yanında duran kocaman hardcase de benim sandığımın aksine festivalin kasası değil demek oluyor bu. Mavra‘yı izletti. Kral bi mavra, ben kardeşlerimizi beğendim.
Emrah’ın ‘distopya dediginin dışı gelecek, içi george bush’ listesine ek.
Plan şöyle: dağlardan akan sular dev borularla kaplanıyor, oradan fabrikalara, pet şişelere ve kimbilir nerelere veriliyor. Su sahipli hale geliyor. Kisvesi ise gülünç miktarlarda enerji üreten hidro elektrik santralleri. Şu anda Doğu Karadeniz’de mesela her nehir üzerinde 10-20 tane HES planlandı ve ruhsatlar verildi. Toplamında 1.600 kusur, bir kaçı açıldı bile.
Suyu bitirmek demek kuşları, ağaçları, böcekleri bitirmek demek. Bütün bir ekosistem gitti demek. Durumu bana anlatan Karadeniz’de çok zaman geçiren yönetmen Rüya Köksal oldu. Ciddi bir direnişten de bahsetti, Karadeniz’in farklı yerlerinde insanlar uyanmış durumda. İptal davaları açılıyor. Rüya’nın son filmi Ordu’da Bir Argonot Pazar ve Pazartesi !f’te. Kendisi ve Karadeniz’in önemli aktivistlerinden Enis Ayar’ın katılımıyla. (Enis abi üst tarafta gördüğünüz vosvos şenliklerinin babası) Gelin hadi, sohbet edelim.
Minus’un elebaşı Richie Hawtin ile çalışan müziğin görsel tasarımcısı Ali Demirel, tekno ile nasıl Contakt kurduklarını anlattı. Önce okuyun, sonra akşam filmi izleyin, çıkışta Ghetto’daki açılış konserine gelin, yaşayın.
“İlham, modern fizikteki yenilik de olabilir, bir Tarkovski filmi de”
Nasıl Contakt kuruyorsunuz?Contakt performanslarında, internet, mobil iletişim araçları ve Küp aracılığıyla iki taraflı iletişim olanağı sunuyoruz. Biz, bu ortamlar aracılığıyla performansın altyapısı ve perde arkasına dair bilgi akışı yaratırken, izleyiciler de aynı ortamlar aracılığıyla performansı etkileyebiliyorlar ya da bizimle daha uzun vadeli iletişime geçebiliyorlar. Basit bir örnek verirsem, eğer müzik yapmaya başlamışsanız ve bize demo ulaştırmak istiyorsanız, iPhone gibi bir araç kullanarak Kübe parçalarınızı yukleyebilirsiniz. Kübün içinde bir mini-bilgisayar ve RFID alıcısı var. Contakt projesine üye olanların, RFID kartı oluyor ve bu kartla performans sırasında Kübe girdiklerinde iletişim olanaklarının kapısı açılıyor.
Görsellerle müziğin uyumunu nasıl sağlıyorsun? Bu proje icin hazırladığım görseller tamamen eş-zamanlı üretilen bilgisayar imgeleri. Bunun için Apple’ın yaptığı Quartz Composer adlı bir “developer tool” kullanıyorum. Müzikdeki dinamizmi ses ve MIDI girdileri ile takip edebiliyorum. Quartz Composer sayesinde, performans sırasında internetteki etkileşimi de görsellere yansıtabiliyorum. Müzik büyük ölçüde doğaçlama oldugundan, benim görsel performansım da doğaçlama. Ama malzemeleri belli bir kavram ve estetik doğrultusunda ürettiğimden, dogaçlamayı da belli ölçüde kontrol altına almış oluyorum.
sarpla yesim günlük cıkacak olan !f gaste nin başında.
nedense geri dönüşümlü kağıt normal kağıttan daha pahalıymış.
grrr. gene de öyle yapalım.
gasteyi 2010 gonulluleri dagıtacak. onlarla yeni tanıstık, sene boyunca her tur 2010 aktivitesinde calismak uzere gonullu zaman ayırmayı teklif eden Istanbullularmış. her yaş, her semtten. cok sevdik.
dun gece deniz arcak esliginde 10 saat davetiye paketlemis olan bade & duygu.
foto cekince ‘human zoo’ deyip gulme krizine girdiler.
herkese biraz uyku ısmarlayabilmek cok istiyorum.
ama henuz diil ;)
.
serra darussafakada harun ve ogrencilerle age of stupid konusuyor. produksiyon fitas’ta filmleri kontrol ediyor. aydın meyhanelerle pazarlıkta, konuklara program tamamlıyor. hummalı, tatlı bir ofis.
cok heyecanlıyız.
Beyaz gelinlikli barış yolculuğunun üçüncü haftasında Gebze’de tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca’nın Türkiye yolculuğunu, 13 günde siyah gelinlikle tamamlayıp Pippa’ya Mektubum belgeselini yapan Bingöl Elmas anlatıyor:
‘Pippa Bacca’nın yola çıkışı çok anlamlıydı. Güven duygusundan, barıştan, bunun olabilmesiyle ilgili bir hayalden, bir ispattan bahsediyordu. Bunun yarım kalmaması gerektiğini düşündüm. Siyah gelinliğe gelince…Gelinlik benim çok tartıştığım birşey. Kadına dayatılan, kadını belirleyen bir simge. Onun beyazlığı meselesi de yine öyle. Ama bir rengin ya da bir umudun karartılması var burada. Benim aklımdaki hem gelinliği bozmak, hem de aydınlık olanın karanlık olduğuna dair birşeyden bahsetmekti.’
Konuk blog yazarı Koray Çalışkan işçilerin direnişini anlatıyor.
Ankara’da yüzlerce işçi direnişte. Ne oluyor, ne bitiyor her kafadan bir ses çıkıyor. Başbakan’a göre çalışmadan para alan avantacı işçiler bir de üzerine eylem yapıyor. “Beni iktidara işçiler getirmedi” diyor. Aslında sorun basit, her 4 gençten biri işsiz, hem 6 kadından biri işsiz. İş olmadığı için değil, bazılarında akıl fikir olmadığı için. Anlatayım…
TEKEL tütün işlemek için çok önemli. Türkiye tütünü Fransız şarabı gibi bir şey. Oryantal tütün diyor buna bütün dünya. Mesela bakkaldan kısa kemıl alın, %10’u Oryantal tütündür. Sigaranın tuzudur, biberidir. (4 ay önce sigarayi bırakmış birine bu yazıyı yazdıranda kabahat, canım çekti çoktan). Yani onsuz olmaz. Biz ne yapıyoruz, resmen tütün ekimini yasaklıyoruz, iyice azaltıyoruz. Zaten daralan iş alanını bir de özelleştirmelerle yok ediyoruz. Hadi özelleştirdin o hatayı yaptın, bari tütün işleme sistemi olmayan birine sat, bari emekçi işsiz kalmasın değil mi? Yok, inadına bir de kendi sistemi olana satıyor ki TEKEL işçisi işsiz kalsın.
>herşeyin anası niyet. kendinize daha çok hareket sözü verin.
>asansörlerden kaçının, ayakta durma fırsatlarını değerlendirin, yarım saatte bir kısacık molalar verin,
>mesela fitness topunda oturarak çalışın, farkındalığı sürekli vücutta tutmak adına,
>oturdugunuz yerde omurganızı esnetin, boyun ve sırt germe–gevşeme egzersizleri yapın.
>sırt kambur, boyun öne doğru eğik vaziyette çalışmak yerine sırt dik, omuzlar geride…
>otururken beli destekleyen ortopedik yastıklar kullanın,
>calışırken masadan uzakta kalmayın, eğilmeyin, tamamen yaklaşın, masanın kenarı mide seviyesinde olmalı,
>bilgisayar ekranın çapraz durması nedeniyle sürekli aynı tarafa bakmak zorunda kalmayın,
>telefonu boynunla omuzun arasına sıkıştırmayın,
>dolap ve çekmecelere eğilip kalmayın, çömelin.
>hele benim gibi böyle bir konuda yazaken bile büzülüp kalmaya kimse insallah.
James Cameron’ın Avatar’ını geride bırakarak The Hurt Locker ile en iyi yönetmen kategorisinin galibi olan Kathryn Bigelow bu ödülü kazanan ilk kadın yönetmen oldu. Sevindik.
sinema dünyasının en leziz festivallerinden biri olan sundance programı her zamanki gibi şahane. programın içine dalıp kaybolmamak mümkün değil. uzaktan uzağa ne var ne yok diye gezinirken bazı !f filmlerini sundance programında gördük sevindik sizle de paylaşalım istedik.
bunlardan ilki daddy longlegs (bizim git biberiye al gel/go get some rosemary gitmiş oralarda daddy longlegs olmuş. safdie biraderler amerikada filmi bu isimle göstermeyi tercih ediyorlar anlaşılan)
diğerleri ise,
- bu yılın en ilginç filmlerinden biri olan hileli gerçek/double take
- en iyi yabancı film oscar adaylığına koşması beklenen yeraltı peygamberi/a prophet
Dirty Cheap Creative’den üç kafadar (Ali Yorgancıoğlu, Gönenç Uyanık, Uluç Ali Kılıç) Cihangir’deki evlerinin penceresinden, çekimi bütün gün süren bir taksi sahnesi izliyorlar. Sonunda fenalık geçiren bir tanesi, ‘abi ben tüm filmi çekerdim bu kadar saatte’ diyor. Sonra çekersin, çekemezsin derken girişiyorlar, 18 saatte de bitiriyorlar. Kırk yılda bir, bir sahneyi iki defa çekmeleri gerektiğinde öteki tersleniyor; ‘ulan ne bi daha çekmesi Kubrick misin!’ Ortaya da çok komik ve orijinal bir şey çıkıyor. Moral Bozukluğu ve 31.
Emre Şahin
Tesadüf, onları gaza getiren taksi çekimi, yine !f’te gösterilecek bir filme ait. 40! Bu filmde birbirine teyet geçen hayatları, az biraz mistik güçlerle buluşturan Emre Şahin’den ürküyorüz! Biri 31, diğeri 40. Üstelik 3+1:4 Brrr. Geçende ofisten de geçti. Bakalım bizi neler bekliyor…
Göteburg Festivali’nin sitesinde dolaşmaya başladım biraz önce ben de. (Gönül isterdi ki akıllı olayım, yatayım, sabah da erkenden kalktığımda yine akıllı olabileyim; ama işte kapanmak bilmiyor ki üst kattaki kontrol odası bugünlerde…)
Neyse, bu yıl Göteburg’un da ana teması ‘paylaşmak’mış. Son seçimlerde Korsan Parti’sinin (Pirate Party) %7 oy alabilmesinden esinlenmişler.
‘Sahip olmak’ kavramı ile ‘paylaşmak’ kavramının yer değiştirebileceğine dair ne güzel bir umut var gerçekten de orada.
Bir yandan da hemen diplerinden Kopenhag geçti tabii.
günlük, hayat altında, 25 Ocak 2010 Pazartesi, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 1 Yorum
Kocaman bir kurum düşünün. Türkiye’nin en köklü kültür ve sanat kurumu. Yüzlerce çalışanı, bir çok festivali var. Sanki ’sanat’ hakkında ne öğrendiyseniz, ilk o kurum sayesinde öğrenmişsiniz. İlk caz konserinize, ilk Pasolini filminize o kurumun festivallerinde gitmişsiniz.
Sabaha kadar ilk defa o kurumun biletleri için beklemişsiniz Beyoğlu’nda.
Kurumlara, hele kocaman kurumlara, gerçekten saygı duymak, yaşla gelen birşey. Çok gençken anlamıyor insan — bir filme gittim, cok garipti– diyor yalnızca. Her film gösteriminin arkasında bir sürü doğru insanın ve doğru kararın olduğunu anlamıyor.
Kurumların Yönetim Kurulu Başkanları’na saygı duymak ise, daha bile sonra geliyor insana.
Mesela, o kurumda çalışan bir arkadaşınız şöyle dediğinde: ”Vazgeçmeye meyilli olduğumda en çok ondan çekinirdim… ‘Olmaz’ diye birşey yoktur, derdi.”
Düşünüyorum da kar filmlerinin en akılda kalan özelliklerinden biri de ses/sessizlik kullanımı oluyor. Geçenlerde tekrar izlediğim Let the Right One In‘de mesela, sessizliğin kar tanelerinin neredeyse yerle temasını duyabilecek kadar derin olması; tek duyulanın çocuğun ince ince nefes alıp verişi veya göz kirpiklerini hafifçe oynatması oluşu. Nefis. (Film ayrıca guzel. Yönetmenin uzun uzun rönesans resimlerini incelediğini, süzülen bir çift gözle bin şey anlatabilen duru detaycılıklarından ilham aldığını okudum bi yerde, oturdu kafamda. Öyle zamansız bir dünyası var.)
Bu vesileyle aklıma gelmişken en iyi 3 kar filmi. Liste kafasından yakında kurtulucaz insallah.