Henüz bir olayı olmadığı için kimse tarafından bilinmeyen ama duyana radikal hardcore bir yapılanma olabileceği hissiyatı veren Geleneksel !f Piknikleri Girişimi [G!PGİR] kendine gelemese de silkindi ve Newroz’u iş yoğunluğu, hava muhalefeti vs yüzünden kaçırdık, bari Hıdırellez’i ıskalamayalım tadında kolları sıvamayı düşünüyor. Çeşitli konseptler etrafında kırk bin tilki dolaştırırken yorulunca, yorulmaya aslında gerek olmadığına karar verdi ve “Ben !fçimi Doğada Tanırım” diye yola çıkıyor şimdilik.
…
Bazı kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bilimum iç ve dış mihraklardan büyük bir katılım patlaması bekleniyormuş. !f resmi blogu olarak bu sayfada konuya geniş yer ayıracak ve en sıcak dedikodulardan ilk önce sizi haberdar edeceğiz elbette.
İstanbul Modern’de ayın ikinci yarısında Danimarkalı 6 uzun metraj belgeselin gösterimi olacak, programın detaylarlarına buradan ulaşmak mümkün. İçlerinden özellikle ikisi Tophane’ye inin ve beni mutlaka görün diyor. İkisinin merkezinde de insanların izleyicili icracılı masif kalabalıklar oluşturdukları farklı birer etkinlik var. Kişiye gündelik hayatının sıradanlığından bir süreliğine sıyrılma imkânı sunan, kültürlerin paylaştığı coşkulu ayin biçimleri bunlar. Spor ve Müzik. İki film de konusunu işlerken bir yandan da “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” deyişini izlercesine Danimarkalılık haletiruhiyesine ışık tutuyor.
Bahsi geçen filmler, Danish Dynamite ile Roskilde. İlkinin Danimarkalılığa yaklaşımı futbol üzerinden. Kendilerini iflah olmaz iyimserler olarak gören, mütevazılığı ve gamsızlığı “İnsan bazen kazanır, bazen kaybeder bizim düsturumuzdur” boyutlarında yaşayan bir toplumda futbolla ilişkilerini 1978’e kadar kadrolu amatörler olarak sürdüren Danimarka milli takımı karşımızda. Danimarka’da bira, peynir, beykın ve pornodan başka şeylerin de olduğunu dünyaya ispatladıkları seksenli ve doksanlı yıllardaki bol inişli çıkışlı serüvenleri keyifle izleniyor. Danimarkalıların dinamitini ateşledikten sonra Türkiye milli takımının direksiyonuna geçen ve dönemin savsak Türk futbolcusu profilini altyapıya ağırlık vererek değiştiren Piontek şöyle diyor filmde: “Danimarkalı disiplin lafından haz etmez. Kimse bize patronluk taslayamaz. Zaten pek parlak da sayılmayız der. İşte bunu değiştirmeliydim.”
İkincisinin konusu Kierkegaard’ın şehri Kopenhag’ın banliyösü bin yıllık bir Viking kasabasında 1971’den beri düzenlenen bir müzik festivali. Festival direktörünün tanımıyla “Bir sürü iyi şey uzunca bir listede bir araya toplanıyor ve 100 saatlik bir flaşta başarıyla kaynaştırılıyor.” Ortada patlayan 100 saatlik bir flaş olduğundan, ellerinde bu belgeseli çıkaracak malzeme oluştuğuna karar verene dek çekimler için sekiz festivali takip etmiş yönetmen ekibiyle. Festivalin kendine has iki özelliği var. Alınan her bilet dünya çapında hayır işlerine aktarılıyor ve uzmanlık gerektiren alanlar hariç festival çalışanları gönüllü. Sayıları 20.000’i buluyor. yazının devamı »
İsmet e-postama göndermiş, bugün okuduğum ilk yazı oldu. İyi de
geldi! Hindistan'da Gandhi'nin mezarını ziyarete giden RTE'ye de
armağan etmişler Mahatma'nın bu nasihatini.
Muhteremin üstüne cuk diye oturan bu zarif kesim yıllarca önce
onun şahsı için biçilmiş değil elbette. Kolay yolperestlik
diye özetleyebileceğimiz çok köklü ve yaygın, kestirmeci zihniyete
dikkat çekiyor:
anket, günlük, tweets altında, 27 Şubat 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 2 Yorum
Bugün bir konuk yazarımız var. Sevgili dostum Sek-Siest festivalden bir hafta kadar önce hava değişimi için Kore’den İstanbul’a gelmişti. Ricamı kırmadı fırsat buldukça festival mekanlarını gezdi, sessizce notlar aldı, festivalin rizomikkatsayısını ölçtü, fenşuisini biçti.
Dün gece telefonum çaldı, arayan Sek-Siest idi. “Hadi atla gel, Harem’deyim. Hava çok güzel, goralı sandviç yiyip çay içelim” diyordu. Uzun uzun hoşbeşledik. Bir kuru yük şilebine lostromo yazılmıştı ve gemisi geceyarısı limandan ayrılıyordu. Vedalaşırken, aceleyle elime bir kağıt tutuşturdu güzel insan, yaşam gurusu Sek-Siest. Meğerse bizlere bir anket hazırlamıştı.
Arada birkaç gün fırsat yaratmış, İzmir’e kaçmıştı. Methini çok duyduyuğu bu şehri de görmüştü. “!f güzel, İzmir güzel, İzmirli kızlar en güzeli, neden İzmir’e de gitmiyor bu festival güzel güzel?” diye de sordu çoğumuzu kıskandıracak kıvraklıkla kullandığı Türkçesine mütecessis tebessümünü ekleyerek. “Hey gidi koca Sek-Siest, geldin, gördün, gidiyorsun yine. Tabi ya, bunu niye hiç düşünemedik ki?” dedim içimden.
Sek-Siest’in anketine 31 Aralık 2010, 23:59 tarihine kadar giriş yapabiliyor ve seçenekler içinden dördünü seçebiliyoruz. ANKET ICIN TIKLAYIN
Ve !f² basladi, konuklarimiz Bahman Ghobadi ve Hisham Zaman filmlerinin gosteriminden sonra hem salondaki ve hem de Turkiye’nin 15 ayri noktasindaki izleyicilerinin sorularini yanitladi.
Her film en az bir kez gösterildi artık. Burada biz ekipçe ve ziyarete gelen misafirlerimizle tahminlere başladık. Hatta zaman zaman salon önünde bekleyen izleyicilerimizin aralarında konuştuğuna da tanık oluyoruz. Bu sefer uzatmalarda hangi filmler gösterilir oynu oynayacağız. 6 film seçebiliyoruz. And the nominees are;
dün akşam The Hall’da keyifli bir kalabalık vardı. Nefis müzik, leziz görseller, güzel insanlar. Yabancı yönetmenlerimiz geldi ve Türkiyeli kısa film yönetmenleriyle kaynaşıp sohbet ettiler. Zeynep Devrim Gürsel’in “Neyse Halim Çıksın Falim” adlı kısa filmi izleyicilerin oylarıyla bu senenin birincisi oldu. Zeynep yurtdışında bir film festivaline !f’in davetlisi olarak gönderilecek. Bir yandan ona özenirken havanın güzelliğine ve sigara yasağına karşı koyamayıp The Hall kapısında sokağa döküldük bol bol sohbet ettik, güldük, içtik… darısı önümüzdeki senenin başına.
Gey sinemasında dönüm noktası sayılan Nighthawks / Gece Kuşları filminin senaristi Paul Hallam Istanbul’da yaşıyor. Kendisiyle filmin güncelliği üzerine sohbet ettik. 16 Subat 19.00 Fitas 4 ve 18 Subat 19.30 AFM Caddebostan
Danimarkalı yönetmen Nicolo Donato’nun filmi “Kardeşlik” (Broderskab) izleyiciyi o kadar farklı yerlerden vuruyor ki, filmi herhangi bir temaya ve türe sıkıştırmak pek kolay değil. Bir eşcinselin ölesiye dövülmesiyle başlayan film, neo-Nazi bir çetenin üyesi olan Jimmy’nin yeni elemanlarıyla yakınlaşmasıyla farklı bir noktaya ilerliyor. Jimmy ve eski bir subay olan Lars’ın ortak nefretleri iki erkeği beklemedikleri bir yakınlığa itiyor. Gökkuşağı Filmleri bölümünün dikkat çeken filmlerinden olan “Kardeşlik,” !f’in yeni bölümü Erkeklik Halleri’ne de uzaktan göz kırpıyor. Modern dünyada eşcinsellik, erkek arkadaşlığı, homofobi, ayrımcılık ve erkeklik hallerine çıplak bir şekilde bakmayı başarıyor.
Donato’nun ilk uzun metrajlı filmi “Kardeşlik,” geçtiğimiz sene Roma Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü aldı. Jimmy’yi canlandıran David Denick ise, Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.
!f Gaste için sorularımızı yanıtlayan Donato, kısa cevap talebimizi ciddiye alan tek yönetmen oldu. Erkeklik, ayrımcılık ve “Kardeşlik” üzerine kısa bir sohbet ettik.